Hz Muhammed(sav) Neden Birden Fazla Kadınla Evlenmiştir?

Hz. Resul Efendimiz   isteseydi   daha gençliğinde iken ; genç , zengin bir çok kızla evlenebilirdi. Bu imkanı vardı fakat evlenmemişlerdir:

   Peygamber efendimiz kendi döneminde ‘Muhammedü’l-emin ‘ (güvenilir Muhammed ) olarak adlandırılmış ,sadece zenginlerin üye olabildiği ‘Hılfu’l-fudul’ derneğine  zengin olmadığı halde kabul edilmiş ,çevresince kendine güvenilen ,genç,ahlaklı ve yakışıklı bir insandı.Kabeyi su bastığı zaman ‘ Haceru’l –esved ‘ taşını , kabile reisleri arasında tek reis olmayan peygamberimiz yerine koymuştur.Peygamber efendimiz peygamberliğini ilan ettiği zaman Mekkeli müşrikler peygamberimize şu teklifte bulunurlar : ‘Ey Muhammed eğer sen para istiyorsan sana para verelim, başımıza başkan olmak istiyorsan seni başkan yapalım, eğer istiyorsan seni kabilemizin güzel kızlarıyla evlendirelim.Yeter ki sen bu davadan yani islamı anlatmaktan vazgeç. ‘

   Peygamberimiz onlara şu cevabı verir: ‘Bir elime ayı , bir elime güneşi koysanız ben bu davadan vazgeçmem.’

      Görüldüğü gibi Peygamberimizin dünya malına düşkün olması veya  benzeri bir iddia gerçek olsa idi , daha genç iken tüm bu imkânları elinin  tersi ile bir kenara itmemesi gerekirdi!Ama O Yüce insan  , insanları battığı ahlaksızlık ve kötülük batağından kurtarmak için mücadele ve iftiralara muhatap olma pahasına iyiliği tebliğ ve yayama yolunu tercih etmişlerdir...

       Peygamberimiz 25 yaşına kadar evlenmemiş , ibadetle meşgul olmuştur.

      Peygamber efendimiz 25 yaşında iken 40 yaşında ve dul olan Hz. Hatice ile evlenir.Hz. Resul Hatice annemizle zenginliği için evlenmemiştir.Çünkü Hz. Resul , Hz. Hatice’nin tüm malını Allah yolunda dağıtmıştır(Hz. Resul daha sonra kendisine gönderilen hediye ve altınları da fakirlere dağıtacaktır.) Hz. Hatice ile peygamberimiz 25 sene evli kalırlar.Hz. Hatice , peygamberimize :’Ey Muhammed ben yaşlandım , artık başka hanımla evlen ‘ deyince peygamberimiz şu cevabı verir: ‘ Böyle söyleme Hatice , üzülürüm.’Hz. Hatice 65 yayında vefat eder. Hz. Resul  2-3 sene daha kimse ile evlenmez , 53 yaşına gelir.

   Not : O  dönemde ‘sahabi’ ( Peygamber Efendimizin arkadaşları) savaşlarda şehit oluyor, eşleri dul, çocukları yetim kalıyordu. Peygamberimiz sahabiye bu dul hanımlar ile evlenmelerini, onları evsiz, çocuklarını bakımsız bırakmamalarını tavsiye ediyor, kendisi de bu dul hanımlar ile 53 yaşından sonra evleniyorlar.

  Hz. Sevde: 53 yaşında, dul.

  Hz. Aişe: Peygamberimizin dul olmayan tek eşidir. Peygamberimiz genç yaşta olan (17-18 yaşlarında  : Hz. Aişe’nin ablası Esma hicrette 27 yaşındaydı. Hz. Aişe ablasından 10 yaş küçük olduğuna göre onun da hicrette tam 17 yaşında olması gerekir. Ayrıca Hz. Aişe peygamberimizden önce Cübeyr’le nişanlanmış, daha sonra dini nedenlerle ayrılmışlardı. Demek ki evlenecek çağda bir kızdı, nişanlanmış, nişan bozulmuş sonra peygamberimizle evlenmiştir-) Hz. Aişe ile evlenir. Müslüman hanımların sormaya utandığı sorulara cevap vermesi için peygamberimiz Hz. Aişe ile evlenmiş ve onu öğretmen olarak yetiştirmiştir. Hz. Aişe peygamberimizden 2000 hadis rivayet etmiş, Müslüman kadın ve erkeklere öğretmenlik yapmış, hatta Müslüman orduların komutanlığını dahi   üstlenmiştir.

  Hz. Hafsa: Dul,

  Huzeyfe kızı Zeynep: 60 yaşında dul,

  Ümmü Seleme: 65 yaşında 4 çocuklu dul,

  Cahş kızı Zeynep: Dul,

  Ümmü Habibe: 55 yaşında dul,

  Cüveyriye, Safiye: Esir (esir ve cariyelerle evlenmek âdet değil iken peygamberimiz onlar ile evlenerek onların da aile kurma haklarının olduğunu , onlarında insan olduğunu  çevresindekilere ispat eder .)

Meymune: 2 çocuklu dul,

  Mısırlı Mariye: Cariye

    Hz.  Resul  50 küsür yaşına kadar tek eşle evli kalıyor ,her türlü dünyevi teklifleri reddediyor  ve 50 yaşından sonra genç ve zengin bir çok kız  yerine koruma ve tebliğ amacını güden , karşılıklı rızaya dayanan evliliklerini objektif  olarak inceleyen herkes evliliklerin hiç birinde dünyevi bir amaç olmadığını görebilirler yeterki tarafsız olarak olayları inceleyebilelim.  

Bazılarının aklına şu soru takılabilir, evlenmeden o kadınlara yardım yapılamaz mı idi ?

         NE KADAR IYI BILINIRSE BILINSIN BIR ERKEK DUL BIR KADININ EVINE ARADA  BiR  BILE OLSA VE KADINLAR 50-55-65 YASLARINDA BILE OLSA UGRARSA DEDIKODU KAÇINILMAZ OLUR! ÖZELLIKLE BÜTÜN PROJEKTÖRLER ÜZERINE ÇEVRILI VE DEVAMLI HATASI ARANAN  BİR  UYARICI  VE   “REJİM   DÜŞMANI “ ( ! ) OLURSAN... HZ. MUHAMMAD’E   DÜŞMANLARI (HAŞA )    “ DELİ, CİNLENMİŞ , YALANCI... “ DEDİLER  AMA  HİÇ  BİR  DÜŞMANI  ONA " ŞEHVET  DÜŞKÜNÜ , ÇIKARCI, RÜŞVETÇİ , ..." DİYEMEMİŞTİR.  ÖZELLİKLE  BU  KONULARDA  DÜŞMANDAN  DAHA  İYİ  ŞAHİT  Mİ   OLUR..  AYRICA  EFENDİMİZİN  OLAYA   CİNSEL  AÇIDAN  YAKLAŞMADIĞININ  BİR  DİĞER  DELİLİ     BAZI " ANNELERIMIZIN" YASLARINDAN DOLAYI O TÜR IHTIYAÇ DÖNEMINI  ÇOKTAN  GEÇTİKLERİDİR   HELE  YAS 50 -65 ARASI   İSE  VE ÜLKE INSANLARIN ERKEN OLGUNLASIP YASLANDIGI SICAK BIR ÜLKEDE  YAŞANILIYORSA ... YAZI  BÜTÜNÜ    İLE  OKUNUNCA  ZATEN HZ. MUHAMMED'IN DÜNYA ZEVKINE DÜSKÜN OLMADIGININ ÖRNEKLERI ILE DOLU  OLDUĞU   GÖRÜLECEKTİR.

NE  MUTLU   O’NA  VE  O’NUN  İZİNDEN  GİDEBİLENLERE !

     Bazı ön yargılı çevreler Hz. Zeynep annemiz ile Hz. Resul’ün evliliklerine dillerine dolarlar. Güya Hz. Zeynep’ten hoşlanan Hz. Resul onun eşinden boşanmasını bekleyip onunla evlenir. Halbuki Hz. Zeynep Hz. Resul’ün akrabasıdır ve daha onu kız iken tanımaktadır. İstese onunla kız iken evlenebilirdi. Halbuki evlenmedi ve kendi eli ile Zeynep’i evlatlığı olan kölesi ile evlendirir. Ailenin devamı için huzursuzluk baş gösterip, boşanma talepleri gelince Hz. Resul hep bunlara engel olur. Fakat aile kendiliğinden dağılıp boşanma vuku bulunca her konuda, her türlü tapuyu yıkmakla görevlendirilen Hz. Resul, evlâtlıkta evlât gibidir. Evlenince hanımı kızın gibi olur türünden ön yargıları yıkmak için Allah’ın ayeti ile emretmesi üzerine Hz. Zeynep ile evlenir. Tapu dolayısıyla dedikodular çıkacağını bile bile, çünkü Hz. Resul insâni olmayan tüm tapu-taassuplara savaş açmıştı: Kadın savaşmıyor, miras alamaz, kız çocuğu uğursuzdur, namusumuza leke getirebilir, diri diri gömülmelidir. Soy erkek çocuktan devam eder, kız çocuk soyun kesilmesine neden olur...gibi bir çok günah – zararlı ön yargıları, yaşayarak, hayatıyla peygamber efendimiz yıkmış, yok etmiştir.

    Hz.  Muhammed’e  atılan  bir  diğer  iftira ‘da   HZ. Safiye   ile  evlenmeleri  olayıdır : Güya  Hz. Resul  esir  olan  Safiye annemize   “ benimle  evlenirsen  seni  serbest   bırakırım , “ diye  bir  teklifte  bulunmuştur. Halbuki  olay  şöyle  gelişmiştir:

    ...Savaşta  esir  olan    yahudilerden  olan  Hz. Safiye ‘ye   Hz.  Resul  “ sana  bir  teklifim  var , istersen  serbestsin  mallarını   al  ve  git , istersen  sana  evlenme  tekif  ediyorum ,müslüman ol , yanımda  kal “ teklifini   özgür  ve  hür  iradesiyle  değerlendiren   Hz.  Safiye  annemiz , kendi   isteği  ile  teklifi  kabul  eder  ve  Hz. Muhammed’in   yanında  kalır. Bunun  üzerine Müslümanlar “ biz  annemizin  akrabalarını  esir  etmeyiz  , “ diyerek   esir edilen tüm  yahudileri  serbest  bırakırlar... yahudilerde  bu   gelişmeler  üzerine  islama  girerler...

 

  1.     Peygamber Efendimiz bir günde iki öğün sıcak yemek yememiştir. Bazen aylarca evinde sıcak yemek bulunmazdı. Sirke ile kuru ekmek yer ve “Ne güzel nimet” buyururdu. Hasır üzerinde yatar, uyandığı zaman vücudunda hasırın izleri belli olurdu. Müslümanlar uyurken gece yarısı kalkıp namaz kılmak kendisine farzdı. Kendisine iftar etmeden birkaç gün üst üste oruç tutmasına izin verilmiştir.

  2.     Hz. Resul insanlara karşı merhametli idi. Kendisini her türlü kötülükten koruyan amcası Hamza’yı öldürüp ciğerlerini yiyen Hint’i ve katili  Vahşi'yi affetmiş, kendine hakaret edip, Müslümanları öldürüp aç ve susuz yurtlarından kovan Mekke Müşriklerini,Hayber'li yahudilerin  hidayet bulmaları için onlara dua etmiştir.Kendisini zehirlemeye çalışan Yahudi  kadını afetmiş , bir topluluk içinde kendisine karşı ağzı bozuk ve saygıdan uzak bir şekilde konuşan kadına karşı takındığı yumuşak ve seviyeli tutumu ile kadının hal ve hareketlerinin değişmesine sahip olmuş , çevresine gerektiğinde nükteler yapan , Nisa suresini dinlerken gözyaşlarını tutamayan ," insanlara hizmet eden insanların efendisidir" buyurup ,halka gerektiğinde eliyle su dağıtan , kibirleden uzakişleri paylaşmayı seven ,evinde iken herkes gibi " ayakkabılarını tamir edip,elbiselerini dikip temizleyen kendi işini kendi gören ,koyunları sağan b.r insan olan Hz. resul çocukları  da çok severdi : Onları bir sıraya dizer karşılarına geçer “ bana ilk gelene hediye vereceğim” derdi, çocuklar sevinç içinde O’na koşar çevresini sararlardı. Torunlarını sırtına alır , namazda iken  onların kendi   sırtlarına çıkmalarına izin verirdi.Bayram günü ağlayan ,aç bir çocuğu temizleyip doyurmuş ,ona  bayram sevincini tattırmış , her çocuğa yetişkin gibi selam verip, onlarla şakalaşır ,namaz esnasında ağlayan bir çocuk sesi üzerine , çocuğun ailesinin cemaat içinde olabileceğini düşünüp namazı hızla   bitirmiş  , kendisine 9 sene hizmet eden Enes'i  bir defa bile azarlamamış ... bir insandı.

  3.     Hz. Resul hayvanlara ve bitkilere de merhametli idi. Yere uzanmış iken elbisesinin üzerine yatan kediyi uyandırmamak için elbisesini keserek ayağa kalkar, islâm ordusunun yolu üzerine çıkan bir köpek ve yavrusunu rahatsız etmemek için ordunun yolunu değiştiren , susuz bir deve görünce eli ile ona su veren peygamberimiz ,  savaş vakti bitkilerin kesimini yasaklamış, “yarın kıyamet kopacağını bilseniz ağaç dikin” buyurarak insanları ağaç dikmeye davet etmiştir.

    Peygamberimiz evlilikleri ile büyük bir merhamet örneği göstermiş, hayatının son senelerinde karşılıklı rıza ile fedakârlık göstererek Müslüman hanımlara kol kanat germiştir. Ayrıca bu evlilikler Peygamber Efendimizin hanımlarının kabilelerini de etkilemiş, onların kendiliğinden İslâm’a ısınıp kabul etmelerine vesile olmuştur.

                                              
   HZ. RESUL HAKKINDA BATILI AYDINLARIN BAZI SÖZLERİ:

Thomas Carlyle:’İnsanlar her şeyden daha fazla Muhammed’e kulak vermelidir. Diğer bütün sözler, onun karşısında boş sözlerdir.’

Prof.Dr.H. Mones:’O’nun her sözü bir vecizedir.’

Jane Pelo:’O’nun davasında heyecanı asildi.’

Aleksi Lovazon:’O Allah tarafından gönderilmiş bir hak peygamberdir.’

G’la Faytt:’Ey şanlı arap!Aşk olsun sana....Adaletin ta kendisini bulmuşsun.’

Raymons Leronge:’14 asır geçmesine rağmen Hz. Muhammed bu zamanın tek rehberi,tek hidayet resulüdür.’

Sosyolog V.D.Eratsen:’Ben şahsen Hz. Muhammed’in hayranıyım.’

Prof.Jules Masserman:’Bütün zamanların en büyük lideri Muhammed idi.’

Prof.Dr. Michael Hart:Muhammed tarihte dini ve dünyevi açılandan en üstün başarıya ulaşmış tek kişidir.’

Tolstoy: Muhammed, hürmet ve saygıya fazlasıyla lâyıktır.

Gibson: Hz. Muhammed’i sevmeyenler onu yeterince tanımayanlardır.

Dostyoyevski: Büyük İslâm Peygamberi yüce yaratıcının katına çıkıp onunla buluşmuştur. Ben Mirac’a bütün kalbimle inanıyorum.

B. Smith: Büyük liderlerin hayat ve karakterleri ile yapılan eleştiriler İslâm Peygamberi için yapılamaz.

Prens Bismark: Senin asrında yaşayamadığımdan dolayı çok üzgünüm Ey Muhammed. Kur’an Allah’ın kitabıdır. İnsanlık senin gibi bir kabiliyeti bir defa görmüş bir daha göremeyecektir. Ben senin önünde hürmet ve saygı ile eğilirim.

Geothe: Hiç kimse Muhammed’in kurallarından daha ileri bir adım atamaz. Biz Avrupa Milletleri medeni imkânlarımıza rağmen Hz. Muhammed’in son basamağına varmış olduğu merdivenin daha ilk basamağındayız. Şüphe yok ki bu yarışmada kimse onu geçemeyecektir.

Shebol: Hz. Muhammed insan olması itibari ile bütün insanlık onunla övünür. Biz Avrupa’lılar 2000 sene sonra onun kıymetine ve hakikatine yetişsek en mesut ve en bahtiyar nesiller oluruz.

Bernard Shaw: Ben bu hayret uyandırıcı insanın hayatını inceledim. Benim görüşüme göre onu insanlığın kurtarıcısı olarak tanımamız lâzımdır.

Voltaire: Türk kardeşime diyeceğim ki; senin dinin bana çok saygı değer bir din görünüyor... senin dinin çok asil.

Lamartine: İnsan büyüklüğü hangi ölçüyle ölçülürse ölçülsün acaba ondan daha büyük bir insan bulunur mu?

Knematirul: Herkesin itiraf etmekten çekindiği şeyi ben haykırıyorum. Hz. Muhammed hiç kimse ile kıyaslanamayacak kadar büyük bir devrimcidir.

     BATILI   İNSANLAR KADAR İSLAM PEYGAMBERİNE OBJEKTİF YAKLAŞABİLSEK  VE O'NU ÖRNEK ALABİLSEK YETER ... !

resul.jpg (137591 bytes)

   
                                                            
HZ  AİSENİN  YAŞI

Hz. Aişe validemizden yapılan bir rivayet :
"Hz. Muhammed henüz Mekke de iken ve bende oynayan bir çocuk iken "onların vadeleri kıyamettir. Kıyamet ne dehşetli ve ne acıdır!" mealindeki (kamer s. 46) ayet inmişti... (Buhari 1.cilt Telifil Kur’an bahsi)" Bu sure Mekke devrinin birinci döneminde(4. yıl) inmiştir. Hz.Aişe validemiz bu sure ve ayetleri net olarak hatırladığına göre yukarıdaki iddianın doğru olması mümkün değildir.Olayları ayrıntılarıyla hatırlayabilmek ve sokakta oynayan bir çocuk olması için en az beş veya altı yaşında(veya daha büyük) olması gerekir. Kamer suresi Mekke devrinin dördüncü yılında indiğine göre dördüncü yılda beş-altı yaşında olması gerekmektedir.Ayrıca Kız kardeşi Esma ; Kardeşi Esma Abdullah bin Zübeyir’in annesidir. Esma yüz yaşına kadar yaşamış ve Hicretin 73. yılında vefat etmiştir. Hz. Aişe validemizden on yaş daha büyüktür. Hz. Ebu Bekir (r.a) kızı Esma ve oğlu Abdullah Abdul Uzza’nın kızı Kayleden, Hz. Aişe ile Abdurrahman ise Ümm-i Rümandan doğmuşlardır. Hz. Esma yüz yaşında ve hicri 73. yılda öldüğüne göre hicret esnasında 27 yaşında olması gerekir. Bundan on yaş küçük olan kardeşi Hz. Aişe validemizin de 17 yaşında olması gerekir ki bu da aşağı yukarı Buhari de Hz. Aişe’nin kendi hadisindeki ifadeye uygun düşmektedir.Hz. Aişe validemiz peygamberimizle dokuz yıl beraber yaşamıştır. Onun Kur’an, hadis ve fıkıh ilimlerindeki yerini bütün islam alimleri teslim etmektedir. O devrinin en büyük alimlerini tenkit etmiş, çeşitli konularda fetvalar vermiş, Kur’an’ın ve sünnetin doğru anlaşılması konusunda insanlara önderlik etmiştir. Sünneti Kur’an’la test etmenin ilk örneklerini vermiştir. Bu birikimi henüz çocuk denecek yaşta bir insanın elde etmiş olmasını kabullenmek oldukça zordur.

    Bu konuyu aydınlatan bir başka rivayette şöyledir: Hz. Aişe validemiz henüz peygamberimizle evlenmeden önce Cübeyir bin Mut’im ile nişanlanmıştı. Mut’im Hz. Aişeyi oğluna almakla evine müslümanlığı sokacağını düşünerek bu nikahı feshetmişti. Hz. Ebu Bekir (r.a) islamı ilk kabul edenlerden biri olduğuna göre; bu olayın vukuu, islamın alenen duyurulmasından veya şuyu bulmasından önce olması gerekir. İslam alenen açıklanıp müslümanlar Kabe yürüyüşü veya Safa tepesi toplantısından sonra topluma deşifre olduktan sonra Ebu Bekir (r.a) ın müslüman olduğu bilinince kızını almaktan vazgeçmiş olması daha doğru görünmektedir. Bu olayda yine Hz. Aişe’nin peygamberimizle evlenmeden önce evlilik çağına geldiğini ve nişanlandığını göstermektedir. Yani değil Hz. Resulle nişanlanıp bir yıl sonra evlenmesi , daha önce evlenecek çağa gelmişti, nişanlandı , zamanla İslam tebliği yayılınca Hz. Ebu Bekir'in Müslüman olması bu işi bozdu...Daha sonra da Hz. Resul onunla nişanlanıp bir yıl sonra da evlenmişti...Sıcak ülkelerde çocukların erken gelişip, olgunlaştığı düşünülünce - Günümüzde bile Mısır'da  ilkokul birinci sınıfa giden kızlar ergenlik çağına girdiği - yani Mısır'daki 8 yaşındaki bir kız , Türkiye'deki 12-13 yaşındaki bir kız olgunluğuna gelip ; daha önce olgunlaşıp, daha önce yaşlandığı - düşünülürse  17 -18 yaşındaki bir kızın arabistandaki  normal görüntü ve evlilik yaşı haliyle  gelmiş bir  yaş olduğu rahatlıkla kabul edilmelidir!Hz. Aişe validemiz peygamberimizle dokuz yıl evli kalmışlardı. Peygamberimizin vefatı esnasında İse 27 yaşında idi. Peygamberimizden sonra da 48 yıl yaşamış ve hicri 58. yılda ve 74 yaşında vefat etmiştir. Sondan başa doğru gidersek 74 ten 48 i çıkartıp kalandan da evli olduğu yılı çıkartınca evlendiği yaşı bulmuş oluruz. 74 – 48 = 26; 26 – 9 = 17 kalır ki yaklaşık 17 veya 18 yaşında evlendiği gerçeği ortaya çıkar...Sahihi Buhârîye göre, Hazreti Âişe, Kur'anın Mekkeli âyetleri gelirken oyun çağındaydı. Bu yaştayken, kendisi «Kamer» Sûresinin nazil olduğunu söylüyor. Kur'arun 54 üncü Kamer sûresi, Mekkeli sûrelerdendir. Bu sırada Rasûl-i Ekrem «Erkam»ın evinde bulunuyordu. Rasûl-i Ekrem, Hicretin ilk senesi Hazreti Âişe ile evlendi. «Bakare» ve «Nisa» sûreleri vahyolunurken, Hazreti Âişe, Rasûl-i Ekremin zevcesi bulunuyordu. «Bakare» sûresi, Medine devrinin ilk zamanlarında. nazil olmuştu.

Mişkât sahibi der ki: Hazreti Âişenin hemşiresi Esma, Hicret esnasında 27 yaşında idi. Aişeden on yaş büyüktü. Hazreti Aişe de, Esmadan on yaş küçük olduğuna göre, Hicrette onyedi yaşındaydı: (Asrı Scâdet, C: 2, S: 1010.)Rasül-i Ekremle evlendiği zaman, 18 yaşında bulunuyordu.Hazreti Âişenin altı yaşında nişanlandığı, dokuz yaşında nikahlandığı hakkındaki rivayetler doğru değildir, tarihî hakikitlere aykırıdır.Hz. Aişenin ablası Esma, ondan yaklaşık 10 yaş büyüktü. Hz. Aişe evlendiğinde Hz. Esma'nın yaklaşık 30 yaşında olduğu rivayet ediliyor. Buradan Hz. Aişenin evlendiğinde 18-20 yaşlarında olduğu sonucuna varılmaktadır.Batıyla ilgili forumun 'toplum' kategorisindeki 'Başörtüsü, İdeolojiler, Çözümler' ve 'Demokrasimize Çifte Saldırı' başlıklarındaki tartışma izlenebilir.18 yaşı ise Arabistan bölgesindeki ortamda kız çocukların daha çabuk ergenlik çağına vardıkları göz önünde bulundurulduğunda, çok erken bir evlilik yaşı olarak asla değerlendirilemez. Bugünkü ortamlar için de 18 yaşı erken sayılmamaktadır.

    PEKİ HZ MUHAMMED 9 YAŞIDA HZ AİŞE İLE EVLENDİ İDDİASININ KÖKENİ NERESIDIR? BİZCE - YUKARIDA DA BELIRTILDIGI GIBI -  DAHA ÖNCEKİ NİŞANLILIK DÖNEMİ İLE DAHA SONRAKİ  HZ RESULUN EVLİLİK  OLAYININ RİVAYETLER SIRASINDA KARIŞTIRILMASI OLAYIDIR TÜM OLAN...HADİS İLMİNİ BİLEN HADİS LİTERATÜRÜNDE BU GİBİ ÖRNEKLERİN DOLU OLDUGUNU DA BİLİR!!

                                                            PEYGAMBERİMİZ : SEVGİ VE RAHMET ELÇİSİ

                                                               Hz. Muhammed(a) imtiyazları kaldırdı

 İnsanlığın içinde yaşadığı küresel sömürgecilik ve aldatmacılık, kirli savaşlar, işgaller ve etnik çatışmalara karşı Hz. Muhammed'in (S.A.V) örnek yaşamı kandil gibi kalpleri aydınlatıyor .Alemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed(S.A.V)'i karalamak için yapılan aşağılık saldırılar, İslam dünyasının Hz. Peygamber'e olan sarsılmaz bağlılığını zayıflatamadı. İnsanları şirkten arınıp tevhide bağlanmaya, kula kulluktan sakınmaya, iyilik ve takvaya çağıran Hz. Muhammed(a), Necip Fazıl'ın ifadesiyle "Çöle inen nur" idi. Kur'an-ı Kerîm'in Enbiya sûresi 107. âyet-i kerîmesinde Hz. Muhammed(a) misyonu şöyle belirtiliyor: "Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik" buyuruluyor. Rahmet Peygamberi olarak nitelenen Hz. Muhammed(a), sınıf, ırk, soy, cins, servet ve tüm statü farklarına dayanan imtiyazları ortadan kaldırdı, bütün insanların bir tarağın dişleri gibi eşit olduklarını tekrarlardı hep. Üstünlük ise sadece takvada idi ve Allah katında geçerliydi. Hz. Peygamber'in insanları çağırdığı şey, kirli savaşların, işgallerin, etnik çatışmaların, küresel sömürgeciliğin ve aldatmacılığın yaşandığı, güçlerini hayra ve iyiliğe harcamak yerine toplumlar üzerinde sulta ve hegemonya kurmak isteyenlerin cirit attığı bugünkü dünyaya ve insanlığa da ilahi bir mesaj.

                                                              ÖLDÜRMEK İSTEYENLERE DUA

Hz. Muhammed(a), kız çocuklarını diri diri gömen, alışverişte hile yapan, kadınları meta olarak gören, kan davalarıyla birbirlerini öldüren, zayıfları hor görüp ezen, kendi elleriyle yaptıkları putlara tapan, adalet yerine zorbalığa meyleden, yetimleri gözetmeyen bir toplumun içinden vahiyle doğrularak 'uyarıcılık' görevini inanılmaz baskı, işkencelere rağmen yerine getirerek insanlığa rahmet ve barış elçisi oldu.Uhud savaşının en çetin anında, kendisi yaralı bir haldeyken,"Dua et de Allah şu kafirler ve duygudan mahrum kötüler güruhunun kökünü kurutsun, onları yok etsin" denilmesi üzerine "Ya Rabbi, milletimi doğru yola sür çıkar: zira onlar (ne yaptıklarını) bilmiyorlar" diyecek kadar şefkatli idi. O'nun davetçi kişiliği Ahzab Suresi 45-46 ayetlerinde şöyle anlatılıyor: "Ey Peygamber! Biz seni şahit, müjdeleyici, uyarıcı ve izniyle Allah'a davet eden bir davetçi ve nur saçan bir kandil olarak gönderdik."

                                                                 KRALLARA TEVHİD ÇAĞRISI

Hz. Muhammed(a) diğer bütün peygamberler gibi aynı zincirin son halkasıydı. Hz. Adem'den Hz. İbrahim'e, Hz. Musa'dan Hz. İsa'ya, tek bir damar olarak gelen İslam, Hz. Muhammed(a) ile tamamlanıp kemale erdi. Vahiyle şereflenen Hz. Muhammed(a), 23 yıllık risaleti boyunca, başta Mekke toplumu olmak üzere Arabistan yarımadasını İslam'a davet etti. Risaleti Araplarla sınırlı değildi, krallara, sultanlara, kisralara elçiler göndererek uluslararası tebliğ görevini yerine getirdi. Amacı, ilahi bir sultanlık kurmak değildi, insanları ve kralları, ayırıcı değil birleştirici tek bir söze çağırıyordu, 'Tevhid'e. İnsanlar arasında barışın, eşitliğin ve adaletin ancak Tevhid(La İlahe İllallah)'le mümkün olacağını bildiriyordu. Al-i İmran suresinin 64. âyetinde Hz. Peygamber'in Hıristiyan ve Musevilere uzattığı zeytin dalı şöyle açıklanıyor:De ki: "Ey Kitap Ehli, bizimle sizin aranızda ortak olan bir kelimeye(tevhide) gelin, Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim. O'na hiç bir şeyi ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp da bir kısmımız (diğer) bir kısmımızı Rabler edinmeyelim. Eğer yine yüz çevirirlerse, deyin ki: Şahit olun, biz gerçekten Müslümanlarız."

                                                                  İNSANLAR İÇİN ÖRNEK

O, 63 yaşında Rabbine kavuştuğunda Arabistan Yarımadası, İslam'ı kabul etmişti. O'nun hayatı, inananlar için bir örnek. Kur'an'da Hz. Muhammed'in(a) örnekliği, "Ey İnananlar! And olsun ki, sizin için, Allah'ı ve ahireti arzu eden ve Allah'ı çokça anan kimseler için Allah'ın Elçisi en güzel örnektir(33:21)" ayetiyle anlatılıyor. O, sadece bir Peygamber değildi. Aynı zamanda aile reisi, eş, akraba, dost, yoldaş, komşu, tüccar, devlet adamı, diplomat, hayvansever, hakim ve öğretmendi. Hz. Muhammed(a) öte yandan gerektiğinde bir komutandı. O'nun öğretisi ve mesajları insanlığın ortak kazanımları açısından etkili ve önemliydi. İnsandaki saf yaratılışı ortaya çıkarmaya teşvik eden tevhidi öğretinin sütunları barış ve adaletti. İyilik ve kötülük, savaş ve barış, kardeşlik ve düşmanlık, şirk ve tevhid, adalet ve zulüm, sevgi ve nefret çizgileri insanlık tarihinde hep mücadele içinde oldu. Allah, Kur'an-ı Kerim'de insanın temiz yaratılışına dikkat çekerek, insanlar arasından bir topluluğun hep iyiliğe ve hayra davet etmelerini emrederek, "Siz insanlar için ortaya çıkarılan, doğruluğu emreden, fenalıktan alıkoyan, Allah'a inanan hayırlı bir ümmetsiniz(Al-i İmran 110)" demektedir.Hz. Peygamber'i diğer nebilerde ayıran bir niteliği ise, hayatının detaylı olarak kaydedilmesi. Veda Hutbesi'nde bulunan yüz bin kadar Müslüman'ın önemli kısmı O'nunla temas etmişti. Hadisler titizlikle ayıklanarak toplandı, bir bilim dalı olarak gelişti. Hadisler, başta Kur'an'ın onayı ve coğrafya, tıp, fıkıh, etnoloji, tefsir gibi bilim dallarıyla denetlendiği için hayatına ilişkin bilgilerin tahrif edilmesi çok zor. Örneğin, bir konuda yalan söylediği kanıtlanan birinin Hz. Muhammed(a) hakkındaki rivayeti geçersiz kılıyor. Hz. Peygamber'in diğer dinlere mensup olanlara karşı tutumu insanlığın bugünkü seviyesinin üzerinde. O, iman etmenin temeline özgür iradeyi yerleştiren bir dini temsil etti. Bu husus Kur'an'da "dinde zorlama yoktur. Şüphesiz doğruluk sapıklıktan apaçık ayrılmıştır(Bakara 256)" şeklinde belirtiliyor. Ğaşiye Suresi'nde ise Hz. Peygamber'e hitaben, "Artık sen, öğüt verip-hatırlat. Sen yalnızca bir öğüt verici-bir hatırlatıcısın. Onlara zor ve baskı kullanacak değilsin" denilmektedir. O'nun Necranlı Hıristiyanlarla ilgili beyannamesi, farklı dinlere mensup toplulukların barış içinde yaşamaları bakımından öğretici.

                                                                 NECRAN BEYANNAMESİ

Hz. Peygamber'in adalet ve şefkatle yaklaştığı Necran Hıristiyanları Bizans İmparatoru Justinyen'in zulmünden kaçmışlardı. Hıristiyan müminler Yemen'deki Yahudi Kralı Zu Nuvas tarafından ateş çukurlarına atılıp yakılmışlardı. Necranlıların hikayesi Kur'an'da Buruç Suresi'nde anlatılıyor. Yakıldıkları yer, Medinet'ul Uhdud (Çukurlar Şehri) olarak tanındı. Merhum Prof. Muhammed Hamidullah, Hz. Ömer'in, Hıristiyanların anısını yaşatmak için ateş çukurlarının bulunduğu yerde cami inşa ettirdiğini naklediyor. Hz. Peygamber'in Necranlılara gönderdiği beyannameden bir parça şöyle: "Necran Hıristiyanları ve civarda yaşayanların canları, malları, inançları, Allah'ın ve Resulü'nün teminatındadır. Burada bulunanlar, bulunmayanlar ve diğerlerine, örf, adet ve ibadetlerine karışılmayacak; hakları ve imtiyazları korunacak; ne bir rahip manastırından, ne bir papaz papazlığından uzaklaştırılacak. Herkes, bundan sonra da işine devam edecek; hiçbir Haç tahrip edilmeyecek; onlara zulmedilmeyecek, onlar da zulmetmeyecek; cahiliye devrindeki gibi kan davası gütmeyecek; onlardan öşür alınmayacak, toprakları üzerine hiçbir askeri birlik ayak basmayacak. Onlar arasında hiç kimse, bir başkasının işlediği suç ve yaptığı haksızlıktan mesul tutulmayacaktır."

                                                                Krallara elçiler gönderdi

Hz. Muhammed(a), Habeşistan, Bizans, Mısır ve İran krallarına mektuplar gönderip İslam'a davet etti. Mektuplarda, "İslam'ı kabul edersen selamet bulursun, şayet Allah'ın bu mesajından yüzçevirirsen bütün tebaanın günahı üzerine olacaktır" deniliyor, Mektuplara Al-i İmran Suresi'den bir ayeti yazdırıyordu: De ki:"Ey Kitap Ehli, bizimle sizin aranızda ortak olan bir kelimeye (tevhide) gelin, Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim. O'na hiç bir şeyi ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp da bir kısmımız(diğer) bir kısmımızı Rabler edinmeyelim. Eğer yine yüz çevirirlerse, deyin ki: Şahit olun, biz gerçekten Müslümanlarız."

                                                            Dr. Ali Şeriati: Fatih değil "Davetçi"
"Eğer Hz. Muhammed(a), sadece dağınık, vahşi Arab kabilelerini birleştiren, 20 yıl geçmeden onları çevik kuvvete dönüştürüp, görkemli İran ve Roma imparatorlarını ortadan kaldırtan bir kahramandan ibaret olsaydı, kuşkusuz büyük iş yapmış, tarihin ona tanıklık ettiği en büyük bir olay sayılırdı. Fakat şüphe yok ki tarih, Hz. Muhammed'i de büyük olaylar çıkaran İskender, Hannibal, Cengiz gibi birisi sayardı. Ama İslam'da en önemsiz sayılan şey; Hz. Muhammed'in ani askeri fetihleridir. Bu yüzden Hz. Muhammed'in adı tarih zihninde Cengiz, İskender, Sezar, Atila, Hannibal gibi bir çağrışım oluşturmaz. Tarih onu Musa, İsa, Buda ile kıyaslar. Gerçi Hz. Muhammed ile bu şahsiyetler arasındaki fark, herkesçe açık bir şekilde bilinmekte ve bu fark kıyaslanamayacak kadar büyüktür de."

                                                            Yoksulların sığınağı yüce kalpli Resul

 Hz. Muhammed(a) Allah'ın elçisi sıfatıyla Mekke ve Medine'de yeni bir medeniyeti inşa ederken, hiçbir melik ve kralın sahip olmadığı saygınlığı kazandı. Çünkü, O ne bir melik gibi davrandı ne de bir kral gibi yaşadı. O, insanlara eşref-i mahlukat olarak bakan yüce kalpli bir Resul'dü .İnsanlığa sevgi ve rahmet elçisi olarak gönderilen son peygamber Hz. Muhammed(S.A.V.), gündelik yaşamında sıradan insanlar gibiydi. O kendisinin övülmesine karşı, "Sadece Allah'ın resulü deyiniz" diyerek uyarılarda bulunmayı ihmal etmezdi. Türkçe Mevlit müellifi Süleyman Çelebi'nin de dediği gibi "Bütün düşkünlerin elinden tutan, hür ve köle herkesin sığınağı" olan Hz. Muhammed, Cahiliye Devri'nde "Muhammed'ul-Emin" sıfatıyla anılıyordu. Yoksullara ve düşkünlere el uzatan Hz. Muhammed(a) peygamber olmadan önce bile, aldatılan insanların sığınağı ve koruyucusu idi.

                                                              AY ATLASTAN RENGE BÜRÜNMÜŞTÜ

O Hira'da vahiyle ilk kez yüzyüze geldiğinde duyduğu ürperti yüzünden evine dönüp, eşi Hz. Hatice'ye "Beni örtülerle sarın" dedi. Bir süre sonra kendine geldiğinde eşine olayı anlattı. Hz. Hatice O'na, "Şad ol ve sebat et! Hatice'nin alın yazısını elinde tutan Zat-ı Kibriya'ya yemin ederim ki senin bu ümmete peygamber olmanı umuyorum. Cenab-ı Hak seni asla hor düşürmez. Sen soy hakkını tanırsın, sözün doğrusunu söylersin, başkalarının derdini yüklenirsin, misafiri ağırlarsın ve güçlüğe uğrayanlara yardım edersin" diyerek teskin etti. "Fahrialem / Hz. Muhammed'in Hayatı" isimli kitabında Zeynel Abidin Rahnuma, Hz. Peygamber'in vahiyle ilk temasını şu sözlerle betimler:"Ramazan'ın on yedinci gecesinde, ay atlastan bir renge bürümüştü Nur Dağı'nı. Kuşlar yuvalarından uçmamış, gökyüzünden yeryüzüne kurşuni renkli eteğini seren ağır sükuneti henüz herhangi bir ses ve hareket bozmamıştı. Ay hareket etmiyor gibiydi. Sanki her şey yerine çiviyle çakılmıştı. Gök Hira'ya o kadar yaklaşmıştı ki, sanki biri elini uzatsa tüm yıldızları boncuk gibi toplayıp genç kızlara gerdanlık yapabilirdi. Hava nurdan daha latif, yer gökten daha hafifti. Bu eski dünyanın son sabahı, yeni dünyanın ilk fecriydi..."

                                                                      KRAL GİBİ DAVRANMADI

Hz. Peygamber, cahiliye toplumunun içinde erdemli yaşamıyla herkesin saygısını kazanmış bir kişilikti. Putperestlikten ve kavminin bütün kötülüklerden uzak yaşamıyla dikkat çekiyordu. Hz. Peygamber'in vahiyle şereflenmesiyle birlikte, zaten temiz olan yaşamı zirveye ulaşıyordu. O Allah'ın elçisi olarak yeni bir medeniyet inşa ederken, hiçbir melik ve kralın sahip olmadığı saygınlığa sahipti. Çünkü, O ne bir melik gibi davrandı ne de bir kral gibi yaşadı. O, insanlara eşref-i- mahlukat olarak bakan yüce kalpli bir Resuldü. Mısırlı devlet adamı ve müellif Muhammed Heykel, 'Hz. Muhammed Mustafa' isimli eserinde, "Mucizelere bakmadan ve bunları beklemeden inananların örneği, Hz. Peygamber'in hayatında O'na inananlardır. Çünklü tarih bunlardan herhangisinin mucize istediği ve mucize görerek inandığını kaydetmemiştir. Bunların imana gelmelerine saik olan biricik amil, Allah'ın vahyini peygamberin dilinden dinlemeleriydi. Bizzat peygamberin hayatı, yüksekliğin zirvesinde olan bir örnekti. Ve insanlara iman telkin eden örnek bu idi."

                                                             ERDEMLİLER İTTİFAKI VE İLK YAZILI ANAYASA

Merhum Prof. Muhammed Hamidullah da "İslam Peygamberi" eserinde "İlk günden itibaren O'nun öğretimi Allah'ın birliği ve vahdaniyyeti inancına ve iyilik yapma, başkalarının yardımına koşma ve diğerkam olma tatbikatına oturtulmuş bulunuyordu" diyerek Rabbani sistemin temelini izah ediyor. Prof. Hamidullah, Hz. Peygamber'in sadece soyut ahlaki ilkeler vazetmediğini, bu ilkelerin yaşama geçirilmesi için düzenlemeler yaptığını naklediyor. Bu düzenlemeler, Medine'deki gayr-i müslimlerin de katılımıyla gerçekleşiyordu. Merhum Hamidullah şöyle devam eder: "Muhammed(a), Müslüman sahabileri ile olduğu kadar gayrı müslim Medinelilerle durumu iştişare etti. Hepsi Enes'în evinde toplandılar ve bir Şehir-Devlet yapısı ortaya çıkarma hususunda anlaştılar. Bu devletin anayasası yazılı bir biçimde tespit edilip vazedildi ki bu anayasa metni, sevinerek söyleyelim ki bir bütün halinde bize kadar ulaşmış bulunuyor. Bu anayasa, ilk İslam Devleti'nin anayasası olmasından başka, aynı zamanda yeryüzünde bir devletin vazettiği ilk yazılı anayasa olma hususiyetine de sahiptir." Merhum Hamidullah'ın zikrettiği olay, Hılf'ul Füdul(Erdemliler İttifakı yahut Medine Sözleşmesi) olarak bilinir. Bu sözleşme, anayasacılık, cumhuriyetçilik, temel hak ve özgürlükler ile toplumsal sözleşme hukukunun en somut ve bilinen ilk örneği olması bakımından müslümanların iftihar vesilesidir.

                                                                     KANDİL GİBİ AYDINLATIYOR

Hz. Peygamber, vahyi iletmenin dışındaki nitelikleri de mükemmel insan tipinin en güzel örneği. Siret Ansiklopedisi hazırlayan Afzalur Rahman şöle diyor: "O'nun şahsiyeti, insan hayatını her yönüyle ve her sahada aydınlatır. Davranışları insanlar için mükemmel bir örnektir. O, hayatı boyunca, her insan gibi beşeri duygularla, arzularla, acılarıyla, zorluklarıyla pek çok durumla karşılaşmıştır. Fakat O'nun ahlakı hep kusursuzdu. O tam bir fazilet ve adalet sahibi, insani hata ve zaaflardan ari bir insandı. O'nun hayatının hangi meslek ve işte olursa olsun, kadın-erkek her çağdaki insanın, ferdi hayatlarında olduğu gibi toplımsal hayatlarında da mutluluk ve selamete ulaşabilmek için uyması gerekli mükemmel bir örnek olduğu görülecektir" diyor.

                                                                       Zaman O'nu doğruladı

Hz. Muhammed'in hayatı, bir insanın varabileceği yükselmeye götüren insani bir hayattır ve onun için iman yoluyla, yararlı işler ve başarılar vasıtasıyla kemale ermek isteyen insanlar için en güzel örnektir. Onun hayatı peygamberlikten önce, gerçeklik, şeref, güven bakımından dillerde destandı. Peygamberlikten sonra ise Allah yolunda, hak ve hakikat uğrunda feragatin en yüksek örneği idi. Kendisi bu feragat dolayısıyla hayatını nice defalar tehlikeye atmış ve ölümden zerre kadar yılmamıştı. Halbuki milleti onu caydırmak için neler yapmamış ve ona ne büyük servetler ve daha neler sunmak istememişti. Bu hayatın eriştiği yüksekliğe başka bir hayat erişmemiştir. Çünkü O'nun hayatı tamamiyle yüksekti. O'nun hayatı ezelden ebede kadar kainatın hayatıyla temas etmiş, Allahın lütuf ve inayetiyle yaratanın varlığıyla temas etmişti. Bu temas olmasaydı ve o Peygambelik vazifesini ifa için tam gerçeklik göstermeseydi, asırlar onun söylediklerinin hiç olmazsa birini çürütürdü. Fakat onun gönderilmesinden 1380 yıl kadar geçtiği halde onun Allah adına bildirdikleri hakikat ve hidayet rehberidir.

                                                                     Muhteşem bir mimarî

"Onun, geride bıraktığı aşk, vecd, cehd, hamle, ölçü, usul, sistem ve titizlik o kadar büyük oldu ki, İslâm âlimleri, imkânlar âleminin semasında, kehkeşandaki toz yıldızlara kadar nisbet ve kıyas hattı çekilmemiş hiçbir nokta bırakmadılar. Bugün de, en fazla, insaflı Garp âlimlerinin hayran olduğu bütün bir ölçü mimarisi, O'ndan birkaç asır sonra hemen kuruldu.Büyük İslâm âlimlerinin omuzlarında duran bu muhteşem mimarîye, bir zerrecik insaf sayesinde kâfir olarak da hayran kalmamak mümkün değildir."

                                                                       İnsanların en zarifi

 Hz. Muhammed(a) insanlarla ilişkilerinde peygamberliğini üstünlük vasıtası kılmadı. Fakirlere, dul ve yetimlere yardım elini uzattı. Zayıflara karşı nazik ve müşfikti. Hayvanların dahi acı çekmesinden büyük üzüntü duyardı. Yüzünden tebessüm eksik olmazdı. Bir sahabinin ifadesiyle, ondan daha nazik bir insan yoktu.Müslümanların gözünde de yabancı araştırmacıların da vardığı sonuçlara göre Hz. Muhammed(a), "Yaşayan bir Kuran'dı". Dolayısıyla onun yaşamı İslam'ın anlaşılmasında son derece önemli. Bu husus Kur'an-ı Kerim'in Ahzab Suresi 21. Ayetinde "Andolsun, sizin için, Allahı ve ahiret gününü umanlar ve Allah'ı çokça zikredenler için Allah'ın Resulü'nde güzel bir örnek vardır" şeklinde belirtilir. Hz. Peygamber, Elçilik görevinden ötürü yüklendiği ağır sorumluluklara karşın, insanlarla ilişkilerinde peygamberliğini üstünlük vasıtası kılmamaya hassasiyet gösterdi. Eli herşeye uzanabilecek iken sade bir yaşamı tercih etti. Fakirlere, dul ve yetimlere yardım etti. Zayıflara karşı nazik ve müşfik, yabancılara ve yolculara ise içten ve sıcak davranırdı. Çok eza çekmesine rağmen, sadece insanların değil hayvanların dahi acı çekmeleri karşısında büyük üzüntü duyardı. Dostlarına sevgiyle; düşmanlarına affedici ve merhamet ile muamele ederdi. İşinde iyi ve doğru; dostunu olduğu gibi düşmanını da yargılarken hükmünde adil idi. Bir hırsızlık vakasında ceza verirken, "Bunu yapan kızım Fatıma da olsa aynı şekilde cezalandırırım" diyecek kadar adaletin temel ilkelerine karşı son derece hassastı. Hz. Peygamber hiçbir zaman kişisel düşmanlık gütmemiş, aksine defalarca kendisini öldürmeye kalkışanları bile affetmiştir.Muzaffer olarak ordusunun başında Mekke'ye girdiğinde, şurada burada öldürülmeyi bekleyenler onun af çağrısıyla sarsılmışlar, bu muhteşem davranış karşısında İslam dinini benimsediler. Hz. Muhammed'e ilk inananlara baktığımızda gördüğümüz insan tipleri de farklı farklıdır. Bir kadın, bir eş, bir anne: Hz. Hatice. Cesur ve temiz bir delikanlı: Hz. Ali. Bir köle ve bir siyah insan: Habeş'li Bilal. Erdemli bir dost, dürüst bir tüccar ve arkadaş: Hz. Ebubekir.

                                                                ONDAN DAHA NAZİK BİRİ YOKTU

Siret Ansikolepedisi müellifi Afzalur Rahman'ın aktardığı bilgilere göre Hz. Peygamber, çok nazik ve iyi huylu bir insandı. Tebessüm yüzünden hiç eksik olmazdı. O kavminin arasında kullanılan hiçbir kötü lafı ağzına almadığı gibi, sahabelerine, "Bu dünyada çok hafif görünen nezaket, hesap gününde çok ağırlığa sahip olacak" derdi. Sahabeden Abdullah bin Haris, Hz. Muhammed'den daha nazik bir insanla karşılaşmadığını söylüyordu. O arkadaşlarıyla birlikte olduğunda ayrıcalıklı bir yere oturmuyordu. Bu yüzden Medine'ye gelen yabancı heyetler mescidde oturan Hz. Peygamberin kim olduğunu ayırt edemiyorlardı. O yabancı heyetleri, misafirleri bizzat ağırlar ve onlara hizmet ederdi. İnsanları incitmekten kaçınan Hz. Peygamber, kabilesi arasında bile iyi tanınmayan bir kişiyi evinde kabul ederek kibarlıkla karşılayıp konuştu. Kadın, erkek, çocuk herkesi selamlar, hal ve hatırlarını sorardı. Onun hakkında hiçbir kimse, kendisine karşı küçümseyici ve kaba bir tavırla yaklaştığını ileri sürmemiştir. O, sahabilerine, Allah'ın kaba saba ve terbiyesiz davrananları sevmediğini, aksine nazik ve terbiyeli insanların namaz kılan ve oruç tutan biri gibi sevap kazandığını söylüyordu. Hz. Peygamber, kendi yapmadığını başkasına emretmezdi. O kimsenin yaşına, rengine, cinsine, dinine, zenginliğine bakmaksızın kişilere aynı nezaketle davranırdı. Bu yüzden Hz. Muhammed(a) herkese kendini sevdiren ılımlı ve yumuşak mizacıyla da Rahmet ve Sevgi Elçisi olarak anılıyor.

                                                             DELİKANLI ALİ ONUN YERİNE ÖLECEKTİ

Kendisine ilk inananlardan Hz. Ali çağında genç bir delikanlıydı. Hz. Ali'nin Hicret'ten önce bir suikast girişimine maruz bırakılmak istenen Hz. Peyg

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !